DNA`nın hikayesi

Yıllar içinde zihnimin baskın gürültüsü ve kalbimin sessiz çığlıkları arasında yol alırken,

DERİN’lerde kaybolmuştum. Kim akıllı kim deli, doğru-yanlış, iyi-kötü sorgulamalarımın içinde kendimle yüzleşmeye, çözülmeye başlamıştım. Yaşam, benim bildiğimden daha fazlasını içermeli, görünenin daha ötesi var olmalıydı. Geçmişimi ve geleceğimi sorgularken yaşananların yalnızca an’da olduğunu idrak etmiştim. Yaşadığım kırılma noktaları, hastalıklar ve travmalar, aklın bittiği, kelimelerin tükendiği yerde, yeni bir rota ve yeni bir hayat için yolumu değiştirmem gerektiğini fısıldıyordu bana. Fakat geçmişin izleri DERİN ve üzerimdeki gücü öylesine eziciydi ki, kim olduğumu, ne olduğumu ve hatta nereden gelip nereye gittiğimi unutmuştum. Şeytan ve Melek ruhumda, zihnimde dansediyor, içimde fırtınalar kopuyordu. Yaşantım kaos haline gelmişti. Geçmişten gelen bu izlerden özgürleşmem, yeni ve sağlıklı bir “ben” doğurma ihtimalim var mıydı bilemiyordum. Değişimin sancılı, izlerinse çok DERİN olduğunu görebiliyordum. Böylesine kaybolduğum noktada, NİYET’im bir çıkış yolu bulmaktı. Bunun için bir arayışa girmiştim. DERİN’lerde bir arayış…

NİYET’im, sessizliğin içinde, iki kalp atışımın arasında yerini bulmuştu. Ve o iki kalp atışımın arasında yalnızca bana ait olan, belki de çocukken bilip sonraları unuttuğum benim yolumun haritası vardı; KALBİMİN YOLU. Bu zamana kadar hep, kalbime ait olmayan, zihnimin yarattığı siyah-beyaz bir dünyada esir olarak yaşıyordum. Beklentilere yapışarak kaygıyla geçirdiğim hayatımda öfke ve korkunun güdüsüyle, ıskaladığım çok şeyler olmuştu. Aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyor ve aynı sonuçları alıyordum. Kendime sormuştum: Değişmek,dönüşmek için hazır mıyım? Ve aslında bundan başka da çarem kalmamıştı; değişmek zorundaydım. Beklemeden ve zamanı öldürmeden harekete geçmeliydim artık, yol almalıydım. Daha önce defalarca kaçırdığım değişime giden trene bu sefer binip, bilinmeyene dalmak istiyordum. Umudum vardı hala. Tükendiğim, umutsuzca kaybolduğum zamanda içimden yükselen NİYET, anlam ve önemini idrak ettiğim noktada devreye girmiş ve kaotik, sancılı, travmatik denilebilecek bir yolla da olsa, yıllar sonra, şimdi, an’da tüm geçmişimden özgürleşmeyi seçtiğimde, çalışmaya başlamıştı.

Ve kalbimin yolunu ararken kendimi AŞK’ın ortasında buluvermiştim…

AŞK; defalarca ıskaladığım, girmeye cesaret edemediğim ya da pas geçtiğim o tali yoldu. Başlangıçta gösterişsiz ve sade bir yol olmasına karşın o yolda ilerleme cesareti gösterdikçe fark ediyordum ki, etrafında eşsiz güzellikleri, hatta tüm evrenin o muazzam işleyişini yapısında barındıran bir hayat yoluydu AŞK. Orada sadece samimiyet vardı, saf niyet vardı, sessizlik vardı, güzellik vardı. Benim yolum buydu, kalbimin yolu… DERİN NİYET’im AŞK idi. ‘Terket kendini, unut öğretilenleri, boşver eğriyi doğruyu’ diyordu içimdeki ses. AŞK, aslında amaç ya da hedef değildi. Sonuç değil, süreçti sadece. Canlı-cansız ve kimlik ayırımı yoktu onda. Her an’ın kıymetini bilerek yol almaktı AŞK. Hislerin ışık, düşlerinse rota olduğu, belki de sonu olmayan bir yolda ilerlemekti AŞK. Sonu olmayan bir arayışa girdiğimizde, gideceğimiz yolun kendisiydi. Şüphenin, hırsın, öfkenin, kederin ve korkunun içinde bulunduğu duygu karışımından süzülüp, geriye kalan çekirdek duygu idi, öz’dü AŞK, en saf NİYET’ti. Sessizliğin kendisiydi. Kendimi, tüm parçalarımı ve yansımalarımı fark ettiğimde, o en ıssız DERİN’de, koşulsuz, sınırsız ve yargısız olarak, tüm sisli perdelerin ötesinde, Bir’in içindeki Ben’de ve Ben’deki Bir’de, olanı olduğu gibi, saf çocuksu gözlerle görüp kabul ettiğim yerde, gerçek NİYET’im vardı; AŞK vardı. İyileşiyordum. En iyi iyileşme hali AŞK’tı…

Şimdi AŞK’ın yolundayım. Kimbilir, belki de bu yolun sonu yok. Ama her AN, ŞİMDİ’de, arayışımın içinde kaybolmuş olsam bile DERİN NİYET’im AŞK ile yürüyorum.

En DERİN NİYET’im AŞK…

Bir Cevap Yazın